17 Mayıs

“  … Ben birini sevdiğimde ona gidip “Seni seviyorum” diyemem. Dediğimde alacağım cevap heteroseksüel bir ilişkideki gibi olmaz. Belki şiddet görürüm. Belki küçük düşürülürüm. Belki alay konusu edilirim. Şansım varsa “ben eşcinsel değilim”i duyabilirim belki. O da düşük bir ihtimal zaten. Sevgilim olduğunda sokakta elele gezemem. Onu doya doya öpemem. Ona uzun süre sarılamam. Sevgilim olduğunda gidip en yakın birkaç arkadaşım haricine gururla “bakın bu benim sevgilim” diyemem. Dersem olacaklar bellidir çünkü. Gerçek beni bilmeyen arkadaşlarım “Şu kız da çok tatlı aslında çok güzel yakışırsınız” dediğinde bahaneler üretmek zorunda kalırım. Hayatımı saklamak zorundayımdır çünkü. Çünkü bu benim lanetimdir, en azından etrafımdaki insanlar öyle düşünüyor. Oysa lanet falan değil, kendilerinden farklı da değilim oysa. Ben çocukken düşünmedim kimi sevmeliyim/kimi sevmemeliyim diye. Onlar da düşünmediler. Kimi sevdilerse, sevdiler.  …   “

Yukarıdaki cümleler gizli bir eşcinselin kendi hayatı hakkındaki düşünceleri. Etrafında bu kadar güçlü bir homofobi varken yapabileceği çok fazla şey de yok ne yazık ki.

Homofobi kelime anlamı olarak LGBTT bireylerden korkma, nefret etme gibi anlamlara gelmektedir. Tarihçesine baktığımızda kelimeyi ilk kullanan George Weinberg’dir. Homofobiyi besleyen düşünceler ve akımların başında toplumsal cinsiyet rolleri gelmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerine göre toplumda erkek ve kadın olmak üzere iki kimlik bulunmalıdır, ikisinin de kendine göre görevleri ve sorumlulukları vardır ve bunlar kesin sınırlarla çizilmiştir. Bunların aşılması erkekliğe ve kadınlığa birer hakaret olarak görülmektedir. Aynı zamanda semitik dinlerde eşcinselliğe dair korku hikayeleri güçlendirilerek aktarılmakta ve toplumda “eşcinselliğin tanrı tarafından lanetlenen ve korkunç bir şey” olduğu önyargısı yaratılmaktadır. Oysaki eşcinselliğin tarihine baktığımızda 11. yüzyıla kadar yaygın ve geleneksel bir durum olduğu ancak 11. yüzyıldan itibaren papalığın etkisiyle günah dolu olarak nitelendirildiğini ve hor görüldüğünü görmekteyiz. Ortaçağda, Avrupa’da eşcinsel çiftler kastrasyona ve ampütasyonlara maruz bırakılmış, diri diri yakılmış ve çarmıha gerilip zalimce öldürülmüşlerdir. Halbuki Avrupa toplumunun atası kabul edilen Roma İmparatorluğuna baktığımızda eşcinselliğin çok yaygın ve erkeklerin çocukluktan büyüklüğe geçmelerini sağlayan bir durum olduğu görülmektedir. Eşcinselliğin suç statüsünden çıkarılmaya başlaması genel itibariyle 19. yüzyıla denk gelir.

Günümüzde eşcinselliğin suç olarak görüldüğü ülkeler hala mevcuttur ancak eşcinsel evliliğe izin verilen ülkeler de mevcuttur. Eşcinsellik hala birçok Afrika ülkesinde hapis cezası ve kimi Afrika ülkeleriyle Arap ülkelerinde ve İran’da idam cezası sebebidir. Aksine, Kanada, Arjantin, Güney Afrika Cumhuriyeti, İspanya, Portekiz, Norveç, İsveç gibi ülkelerde heteroseksüel çiftlerle aynı şekilde evlilik hakkı vardır ve ABD’nin bazı eyaletleri, Meksika, Avustralya, Batı Avrupa ülkeleri gibi ülkelerde civil union/registered partnership/limited partnership gibi isimlerle anılan ancak evlilikle aynı haklara sahip bir yasal düzenleme bulunmaktadır.

Koyu mavi: Eşcinsel evliliğin yasal olduğu ülkeler

Açık mavi: Eşcinsel partnerlik(civil union/registered partnership/limited partnership) ülkeleri

Uçuk mavi: Evliliğin tanınıp pratiğe geçmediği ülkeler

Sarı: Düşük cezai yaptırım

Açık turuncu: Ağır cezai yaptırım

Koyu turuncu: Müebbet hapis

Kahverengi: İdam

Eşcinsellik denildiğinde akla gelen gökkuşağı bayrağının kaynağıyla bu yazıyı bitirmek istiyorum. 1978’de Gilbert Baker tarafından sekiz renkli olarak tasarlanmıştır. Pembe cinselliği, Kırmızı yaşamı, Turuncu iyileşmeyi, Sarı güneş ışığını, Yeşil doğayı, Turkuaz sanat ve büyüyü, Mavi huzur ve uyumu ve Mor ise ruhu temsil eder. Ancak bayrak tasarlandıktan hemen sonra pembe kumaşın bulunmasının zor olduğu ve maddi olarak da pahalı olduğu gerekçesiyle bayraktan çıkarılır. Bir yıl sonra da turkuaz bayraktan çıkarılır. Çıkarılmasının nedeni ise lamba direklerine asılan bayrağın orta hattındaki rengin belirsizleşmesidir. Bayrağın uluslar arası üne kavuşması ise doksanlar civarında olur. Günümüzde gökkuşağı bayrağı LGBTT hareketinin bir sembolüdür ve yaygın olarak kullanılmaktadır.

LGBTT ve Homofobi’yi konu aldığımız bu ayımızda, gökkuşağının tüm renklerine ulaşabilmeniz dileğiyle!